İdari Yargılama Usulü Kanunun 31. maddesinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na atıf yapılan haller arasında “üçüncü şahısların davaya katılması” da bulunmaktadır.

Davaya katılma asli müdahale ve fer’i müdahale olarak ikiye ayrılmaktadır.

Asli müdahale,derdest bir davada, üçüncü kişinin, dava konusu üzerinde bir hak sahibi olduğunu iddia ederek, davanın görüldüğü aynı mahkemede dava açmasıdır[1].

Fer’i müdahale ise, görülmekte olan bir davada, üçüncü kişiye davayı kazanmasında yararı bulunan taraf yanında katılma olanağı veren müessesedir[2].

İnceleme konumuzu oluşturan müdahale türü fer’i müdahaledir.

2577 sayılı Yasanın 31. maddesinin göndermesiyle 6100 sayılı HMK’nun 66. maddesi uyarınca “üçüncü kişi davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’i müdahil olarak davada yer alabilir.” hükmü gereğince tahkikat sona erinceye kadar davaya müdahale talebinde bulunulması yasal olarak mümkündür. Ancak bu hakkın kullanabilmesi için ancak mahkeme tarafından davanın usulüne uygun bir şekilde 3. kişiye bildirilmesiyle mümkündür. Zira 2577 sayılı yasanın 31. maddesinde açıkça davanın ihbarının Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re’sen yapılacağı düzenlenmiştir.

Davanın ihbarı gibi üçüncü kişilerin davaya katılmasını sağlayan kurumlardan biri olan fer’i müdahalede üçüncü kişi, davaya taraf olmadan, kendi hukuki yararını korumak için, davayı kazanmasında yararı bulunan tarafın yanında, ona yardımcı olarak davaya katılabilir[3].

 Hak ve hukuki durumu doğrudan etkileyen ve 3. kişiyle ilgili olan davanın ihbarına karar verilmek suretiyle davanın başından itibaren HMK’nun 66 vd. maddeleri gereğince davalı ya da davacı yanında müdahil olarak davaya katılma imkanı tanınması gerekmektedir. Bu suretle davacının ya da davalının ileri sürdüğü iddialara cevap verme hakkı elde edilecek tek taraflı beyanlara dayanılarak, savunma imkanı tanınmadan eksik araştırmayla yürütmeyi durdurma ya da esasa ilişkin karar verilmesinin önüne geçilebilecektir.

Üçüncü kişi davaya katılmaz ise dosyada taraf olmadığı için dosyayı inceleme imkanı elde edemeyecek davaya ve yürütmenin durdurulması talebine cevap verme, itiraz ile davaya cevap verme, savunma ve delil göstererek toplanmasını/incelenmesinin talep etme hakkı elinden alınacaktır.

Davanın 3. Kişiye ihbar edilmemesi ve müdahale hakkının elinden alınması sonucu delil ileri sürme ve savunma hakkı kısıtlanacaktır, dava eksik ve hatalı şekilde yürütülecek ve sonuçlandırılacaktır. Bu da hukuki dinlenilme hakkı, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı ile etkili başvuru haklarını ihlal edecektir.

Davanın ihbar edildiği üçüncü kişi, davaya katılmak yerine ihbar karşısında hareketsiz kalma hakkına sahiptir[4].

İdari yargıda üçüncü kişinin doğrudan davanın tarafı olma hakkı bulunmadığından[5] davaya müdahale, davacı ya da davalı yanında mümkün olabilmektedir[6].

Davalı yanında davaya müdahalesinde üçüncü kişi gerçek kişi olabileceği gibi kamu kurumları tarafından yapılan ihale üzerinde kalan tüzel kişi de olabilir[7].

İptal davasında davalı yanında müdahil, hukuka aykırı olduğu ileri sürülen idari işlemden fayda sağlayan kişidir. İdari işlemin iptal edilmesi durumunda müdahil de bu işlemden umduğu yararı elde edemeyecektir[8].

Sadece iptal davalarında değil yargı mercilerince iptal edilen idari işlemler nedeniyle doğan zararların ödenmesi istemiyle açılan tam yargı davalarına da müdahale edilebilir[9].

Kişiye davanın ihbar edilmemesi durumunda kişi kendisini doğrudan etkileyebilecek bir davada savunma ve iddia hakkını kullanamayacak ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin[10] 6. Maddesinde[11] düzenlenmiş olan “adil yargılanma hakkı” ihlal edilmiş olacaktır.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de bir kararında adil yargılanma ilkesinin sadece dava açma hakkı olarak değil, haklarının doğrudan etkilenebileceği bir davaya haklarına müdahale edilen bir kimsenin açık ve kesin bir şekilde bu işleme itiraz edebilmesi gerektiğini vurgulamıştır[12]. Mahkeme aynı zamanda üçüncü kişinin re’sen bilgilendirilmemesinin “mahkemeye erişim hakkının” da ihlali olduğuna kanaat getirmiştir[13].

Mahkeme tarafından re’sen araştırma ilkesi bulunduğu için davalı yanında kişinin müdahil olarak bulunmasının kayda değer bir etkisinin bulunmayacağı doktrinde ileri sürülmüştür[14].  Davanın ihbar edildiği üçüncü kişinin yapacağı müdahale fer’i müdahaledir ve davaya katkısı davalının savunmasına yardımcı olmak ve katkı sağlamaktır[15].

Fer’i müdahilin asil davalının kanun yoluna başvurmadığı durumlarda kanun yoluna tek başına başvuramayacağı görüşü bulunmaktadır[16] ancak fer’i müdahil davanın aleyhine sonuç doğurması durumunda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabileceğine hükmedilmiştir[17].

Konu idare hukuku açısından değerlendirildikten sonra ihale hukuku bağlamında da irdelemek gerekmektedir.

                İdarelerce yapılan işlemlerden zarar görme ihtimali bulunan isteklilerin ihalelere yönelik başvuruları yapabileceği yargı kararları doğrultusunda kabul edilmektedir[18]. İhalelere yönelik başvuruları reddedilen istekliler davacı sıfatı alarak idari işlemlere karşı itirazen şikayet yoluyla Kamu İhale Kurumuna başvurmakta, Kurum kararlarına karşı ise idare mahkemesine dava açma hakkına sahip olmaktadırlar. Açılmış olan davalarda yargılama sırasında mahkeme tarafından ihale uhdesinde kalmış olan gerçek veya tüzel kişilere davaya katılma yönünde ihbarda bulunulmaktadır.

                İhale hukukunda açılmış olan idari yargı davası sırasında ihbar yapılması durumunda iki ihtimal bulunmaktadır. Bunlar ihbara icabet edilerek davaya fer’i müdahil olarak katılma ve davaya katılmama kararı verilerek hareketsiz kalmaktır.

                İYUK’un atıf yaptığı HMK özel hukuk yargılama usullerini düzenlediğinden “kural olarak”, “taraflarca hazırlama ilkesi” geçerlidir ve uyuşmazlığın çözümünde hakimin karar verebilmesi için delilleri taraflar getirmekle yükümlüdürler. İdari yargılama usulünde ise “re’sen araştırma ilkesi” geçerlidir.  Doktrinde idare hukuku yönünden sadece atıfla yetinilmesinin doğru olmadığı 2577 sayılı Kanun’da “davaya katılma”yı düzenleyen özel bir hükmün şart olduğu hususunda baskın bir görüş de bulunmaktadır.

                Sonuç olarak ihale uhdesinde kalmış olan firma ya da gerçek kişilere, derdest bir davaya katılma hususunda idare mahkemesi tarafından ihbar yapılmış olması durumu, her dava açısından ayrıntılı ve çok boyutlu şekilde değerlendirilmesi gereken önemli bir husustur. Davalı idare yanında davaya fer’i müdahil olmak ve savunma ve delillerin ileri sürülmesi hususunda davalıya yardımcı olmak ihale uhdesinde kalan firmaların herhangi bir hak kaybına uğramalarını engellemek açısından çok büyük bir önem taşımaktadır.

                Bu noktada dosyaya müdahil olunmaması halinde davalı konumunda bulunan Kamu İhale Kurumunun savunmalarının çerçevesi hakkında bir değerlendirme yapmak zorunluluğu da bulunmaktadır. Zira Kamu İhale Kurumu tarafından davada yapılan savunmalar iptali istenilen Kurum kararında yer alan hususlarla sınırlı olarak gerçekleştirilmektedir. Bu yönden olmak üzere Kamu İhale Kurumunun iptali istenen kararda yer verdiği red ya da kabul gerekçeleri haricinde, davada herhangi bir savunma yapması söz konusu değildir. Dolayısı ile ikame edilen davadan haklarının zarar görmesi ihtimali bulunan isteklilerin, yargılama sırasında davalı Kamu İhale Kurumu tarafından, iptali istenen kararda bulunan gerekçeler haricinde farklı bir savunma yapılmayacağı bilerek bu davaya müdahil olup olmama kararını vermeleri gerekmektedir. Bu önemli kararın ihaleyi yapan idarenin kararının hukuki olarak değerlendirilmesi, Kamu İhale Kurumu kararında yer alan gerekçelerin değerlendirilmesi ve davaya müdahil olunması halinde ortaya çıkacak olumlu ve olumsuz durumların bir süzgeçten geçirilmesi ile verilecek ve işin kaderini etkileyecek bir karar olacağı da şüphesizdir.


[1] Baki Kuru, Ramazan Arslan ve Ejder Yılmaz, “Medeni Usul Hukuku”, Yetkin Yayınları, Ankara 2005, s. 507.

[2]Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay ve Muhammet Özekes, “Medeni Usul Hukuku”, Yetkin Yayınları, Ankara 2013, S.198.

[3] Ahmet Kalafat, “İdari Yargılama Usulü Kanununa Göre Davanın İhbarı”, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 7, Sayı 4, 2008, s. 160.

[4]A. Şeref Gözübüyük ve Turgu Tan, “İdare Hukuku C.2” Turhan Kitabevi, Güncelleştirilmiş B.3, Ankara 2008, s. 942.

[5] Sadettin Yaman, “Adli ve İdari Yargıda Davaya Müdahale (Katılma) ve İdari Yargıda Asli Müdahalenin Kabulüne Duyulan İhtiyaç, Terazi Hukuk Dergisi, Cilt 3, Sayı 22, Haziran 2018.

[6] Tacettin Şimşek, “İdari Yargılama Hukukunda Davalı Yanında Müdahilin Tek Başına Kanun Yollarına Başvuruda Bulunma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 134, 2018, s. 179.

[7]Danıştay 10. Daire, 06.05.2003 tarih, E: 2003/1728, K: 2003/1550.

[8] Şimşek, s. 181.

[9] Danıştay 10. Daire, 22.03.1996 tarih, E: 1995/213, K: 1996/1627; 12.02.2001 tarih, E:1998/4049, K: 2001/452.

[10]https://www.echr.coe.int/Documents/Convention_TUR.pdf (Erişim Tarihi 13.07.2020).

[11]AİHS m. 6 “1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız vetarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.

2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;

e) Mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak”.

[12]https://hudoc.echr.coe.int/eng#{“itemid”:[“001-124047”]} (Erişim Tarihi: 13.07.2020).

[13] Şimşek, s. 184.

[14] Ayrıntılı bilgi için bkz. Mehmet Tosun ve Emre Tan, “İdari Yargıda Davaya Müdahale (Uygulama Ve Teorı Açısından İnceleme)”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2015, s. 835 vd.

[15] Muhammed Erdal, “İdari Yargıda Fer’i Müdahale (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerinin İdari Yargıda Uygulanması Sorunu)”, Yetkin Yayınları, Ankara 2009, s. 41.

[16] Ayrıntılı bilgi için bkz. Tosun ve Tan, s. 867 ve devamı.

[17]AYM kararı, Başvuru No:2014/2388, Tarih:04/11/2014.

[18]https://www.kameder.com.tr/basvurunun-ehliyet-yonunden-reddedilmesinde-hukuka-uygunluk-bulunmamasi-danistay-karari-ihale-danismani.html (Erişim Tarihi 14.07.2020).

    Yorum Ekle